Kadıoğlu Hastanesi

(212) 211 3333
Randevu al
Nesilden Nesile Sağlıkla

Çocukluk Çağında Beslenme

Zamanında doğmuş sağlıklı bir yeni doğanın beslenmesinde tercih edilecek en doğal, en ideal ve de en güzel ürün ANNE SÜTÜ dür. Yeni doğmuş bir bebeği doğanın muhteşem ürünleri arasında belki de en güzeli olan anne sütünden mahrum etmek ona yapılabilecek en büyük haksızlıktır, saygısızlıktır. Anne sütünün başta bebeğin büyüme ve gelişmesine, kognigtiv özelliklerinin (görme ve işitme keskinliği), I.Q. ve entellektüel gelişimine, immun (bağışıklık) sisteminin gelişip güçlenmesine ve böylece başta infeksiyon hastalıklarından vede allerjiden korunması açısından diğer ürünlerden (formula-mama ve inek sütü-pastörize süt) çok daha fazla katkısı vardır. Bunların ötesinde bebeğe yalnız olmadığını hissettirerek ona güven ve ve mutluluk verir. Sindirim sistemi konforu açısından bebeğe yaşamın kalitesini hissettirir ve de bütün bunları ücretsiz olarak gerçekleştirir. 

Anne sütünden yeterince yararlanabilmek için bazı kurallara dikkat etmek gerekir. Bunların en başında annenin inanmış ve istekli olması gelir. Bu nedenle anne daha hamileliğinde anne sütünün özellikleri, güzellikleri ve üstünlükleri konusunda eğitilip, psikolojik olarak hazırlanmalıdır. 
Emzirmenin kusursuz olarak başlayabilmesi için bebeğin anne göğsünü tutuşu, anne meme uçlarının özelliği gibi teknik konular başlangıç için çok önemlidir. Özellikle primipar (ilk kez doğum yapan) genç annelerde meme başının silik ve küçük olması önceden fark edilir ise masaj gibi uygulamalarla bu sorunlar kolaylıkla giderilebilir. Bebeği emzirirken nasıl tutacağı, bebeğin memeyi nasıl kavraması gerektiğinde anneye gebeliğinde gösterilerek öğretilir ve doğum sonrası uygulamaya hemen başlanırsa özellikle doğumu takip eden günlerde eğitimsizliğin yarattığı teknik sorunlara bağlı yetersiz emzirme ve de sütün yetersiz kalıp kesilmesi gibi sorunlar önlenmiş olur. Ayrıca annenin stres (ruhsal gerginlik) den uzak olması, sağlıklı beslenmesi ve de aşırı fizik yorgunluklardan kaçınması sütün yeterli olması konusunda önemli diğer hususlardır.
  Bebek doğum sonrası olabildiğince erken (ilk 1-2 saat içinde) anne göğsüne yatırılmalıdır. Bebek annesinin göğsüne ulaşır ve onu emmeye başlar. Böylece bebek prolaktin (süt oluşturan hormon) salınımı için gerekli uyarıları yapar ve sütün erken gelmesini sağlar. Daha yaşamın ilk saatlerinde ten tene temasın ve de göz göze birlikteliğin anne ile bebek arasında oluşacak psikolojik bağın son derece güçlü olmasını sağlar. 
  İlk günler bebek uyanık olduğu zamanlarda sık sık emzirilmelidir. Bebek ile anne aynı odada birlikte kalmalı bebek asla ayrılmamalıdır. Ülkemizdeki gelenekler doğrultusunda üç ezan sonra emzirmeye başlama kuralı yanlıştır. Yine Anadolu’da ağız diye tanımlanan kolostrumun (başlangıç sütü) bebeğe verilmemesi de son derece yanlış bir uygulamadır. Aksine yüksek düzeyde sekretuvar Ig A ve diğer koruyucu faktörleri içeren kolostrum tüm sindirim sistemi mukozasını (yemek borusu, mide ve barsakların iç yüzünü örten doku) adete sıvazlayarak ağız yolu ile gelebilecek tüm tehlikeli ajanlara karşı bebeği ilk günden koruma altına almış olur. Bebek özellikle ilk günlerde olmak üzere ilk ay içinde istedikçe emzirilmelidir. Bu ritm süt arttıkça giderek yavaşlar ve ikinci ay içinde ortalama 7-8 kereye iner. Yani bebekler 2.5-3.5 ortalama 3 saat aralar ile acıktıklarını ifade ederler. 
  Genelde ağlayarak ve aranarak emme isteğini ifade eden bebeklerin anneleri genelde bebeğim sütümle doymuyor mu acaba diye endişeye düşerler ve bu yolla yarattıkları endişe sütlerinin hafifçe azalmasına neden olur. Bu noktada hekimlerine danışarak veya kendi bildiklerince veya evdeki büyüklerin önerisi ile anne sütünün üzerine verdikleri ek ürünle bebeklerinin daha uzun süre tok kaldıklarını görüp bu uygulamayı sürdürür ve demek ki benim sütüm yetersizmiş diye yanlış bir değerlendirme yaparlar. Aslında anne sütü diğer ürünlere göre mideyi daha çabuk terk eder ve bebek diğer ürünlere göre erken acıkır. Bu doğaldır. Anne sütü üzerine ek ürün alan bebek normalde 3 saat ortalama ile emmesi gerekirken 4-5 saat aralarla acıkacağı için daha az sıklıkta emmeye başlar. Böylece daha az emzirilen annede yeterli uyaranlar azaldığı ve göğüsleri yeterince boşalmadığı için sütte azalmaya başlar ve bir süre sonrada kesilir. Hâlbuki sütün efektif olabilmesi için belirli bir ritimde annenin emzirilmesi ve göğüslerinin boşaltılması gerekir. Uzun süre tok kalan bebek de bu ritmin bozulacağı, sık emzirilmenin sütün devamlılığı açısından çok önemli olduğu bilinmeli ve anneler bu konuda eğitilmelidir. Her seferinde iki göğsünde 10’ar dakika emzirilmesi önerilmelidir. Bebek bu süreyi toplam 30dk.ya uzatabilir. Az emdiği göğüs gelecek sefer ilk önce emzirilmelidir. Ayrıca 7-8dk.dan sonra anne sütünün özellikle çoklu doymamış yağ asitlerinden daha zengin olduğu unutulmamalı ve emzirmenin bu sürelerden kısa olmamasına dikkat edilmelidir. Büyüme ve gelişmesi iyi olan bir bebek 2 aydan sonra gece uyanmıyor ise gece beslenmesine gerek yoktur.
  Anne sütü alan bir bebeğe D vitamini dışında su dahil başka hiçbir şey verilmemelidir. Anne sütünün su açısından yeterli olduğu bunu da çocuğun yaptığı çiş sayısı ile denetlenebileceği anneye öğretilmelidir. Doğumu takip eden 3. günde ortalama 3 ıslak bez ve ilk haftanın sonundan itibaren günde ortalama 6 ıslak bez sütteki suyun yeterli olduğunun işaretidir. Su verilmesi gerekir ise suyun kaynatılmış, ılıtılmış şekersiz olması ve kaşık veya damlalıkla verilmesi gereği yine anneye anlatılmalıdır.
Anne sütü yaşamın ilk 4-6 ayında yalnızca D vitamini desteği ile yeterli olan mükemmel bir üründür. Bu dönemde tek başına anne sütü alan çocukların daha huzurlu, sindirim sistemin konforu açısından daha rahat ve daha mutlu bebekler olduğu görülmüştür. 
Anne sütünün yetersiz olduğuna karar vermek için bebeğin mutlak büyüme hızının değerlendirilmesi gerekir. Pratik olarak ilk 3 ay da aylık kilo artışları ortalama 800-850 g olan sağlıklı bebeklerin anne sütü ile minimum 500 g.lık tartı artışı yeterli ise de 600 g düzeyi hekimi uyarmalı ve anneyi pisişik problemler, emzirme tekniği ve ritmi, beslenme ve fiziksel aktiviteleri açısından denetlemelidir. Ayrıca annelerin bebeğim güçlü ememiyor-göğsümü iyi boşaltamıyor gibi yakınmaları varsa bebeklerin niye iyi emmedikleri açısından özellikle doğumda mevcut ve 1-2 ay sonra ortaya çıkabilecek hastalıklar hatta daha da basit olan dil bağı açısından denetlenmeleri gerekir. Anne sütünün yetersizliğine karar verecek hekimdir.
  Ancak hekim hiçbir zaman sadece annenin yakınmalarına bakarak süt yetersiz kararına varmamalı aksine annenin yanlışları var ise bunları düzeltip anne sütüne destek olmalıdır.
Çalışan anneler süt izinlerini kullanarak anne sütünü idame ettirmelidirler. İlerleyen teknoloji sayesinde çalışma ortamlarında dahi hiç sıkıntı çekmeden sütlerini sağıp biberon içinde ve buzdolabında saklayıp eve götürebilir ve ertesi gün kendisi işte iken bebeğinin anne sütünden mahrum kalmamasını sağlayabilirler. Süt toplama cihazları büyük şehirlerimizde kira karşılığı temin edilebilmektedir. 
Anne sütünün verilmemesi gereken durumlar enderdir  ancak bilinmesinde yarar vardır.
   Hiç istenmeyen ancak sıklıkla karşımıza çıkan bir problemde anne sütünün olmayışı veya yetersiz olduğu durumlardır. Bu durumda yaşamın ilk 4-6 ayında bebeklerin anne sütü dışında iki seçenekleri vardır. Bunlar formül süt dediğimiz endüstriyel sütler (mama) veya inek sütüdür. Bu durumda önerilecek en ideal ve de bebek için en iyisi formül süttür. ESPGHAN, NASPGN, AAP ve Dünya Sağlık Örgütü gibi kuruluşlar sakıncaları nedeni ile bebeklere mecbur kalınmadıkça 9-12 aydan önce inek sütü verilmemesini önermektedirler. Ancak asgari ücretin 350 milyon lira olduğu ülkemizde ekonomik sıkıntı içinde olan ailelere mama önermek doğru olmaz. Bu durumda inek sütü bebek için uygun içeriğe dönüştürülerek kullanılabilir. İlk ay için yarı yarıya, ikinci ayda 1/3 oranında ve üçüncü ay içinde 1/4 oranında sulandırılmalı ve daha sonra tam süte geçilmelidir. Kullanılacak su kaynamış ve ılıtılmış olmalıdır. Pastörize edilmiş sütler kaynatılmamalıdır. Sadece ısıtılmalı ve bu esnada içine % 2 (1 çay kaşığı) oranında bitkisel yağ konulup ısıtılma işlemi bitene kadar karıştırılmalıdır. Isıtılan süte % 5 (1 tatlı kaşığı)sofra şekeri eklenerek inek sütü gerek kalori açısından gerekse de esansiyel yağ asitleri açısından güçlendirilmelidir. 
Gerek inek sütü gerekse de formula biberonla verilecektir. Biberon temizliği çok önemlidir. Özellikle biberon başlıkları en az 5dk süre ile kaynatılmalıdır.
  Dördüncü ayını tamamlamış bir bebek %50 persantilde büyümeyi sürdürüyor ise anne sütüne devam etmesi için anne eğitilmelidir. Ancak bebeğin persantil artışı iyi değil veya bebek inek sütü veya formüle alıyor ise dördüncü aydan sonra ek gıdalar önerilebilir. Önerilecek ek gıdaların başlangıçta süt ürünleri olmasında yarar vardır. Özellikle 6 aydan önce bebeklere glutenli ürünler verilmemelidir. Sebze ve meyveler ise haşlandıktan sonra verilebilir.
  İlk önerilecek ek gıdaların başında bir süt ürünü olan yoğurt bulunur. Yoğurt pre ve probiotikleri içermesi, laktozunun süte göre yarı yarıya az olması ve ekonomik oluşu gibi özelliklere sahiptir. Annelerin kendilerinin de hazırlayıp taze olarak bebeklerine sunabilecekleri yoğurt tatlandırılarak veya meyve püreleri ile karıştırılarak verilebilir. Yoğurt desteği esnasında bebek kaşıkla beslenmeye alıştırılmış ve eğitilmiş olur. 
4-6 ay arası önerilebilecek ikinci bir ek gıda formüle veya muhallebi olabilir. Özellikle formül süt tüketimi açısından ekonomik sıkıntısı olan aileler muhallebiden yararlanabilirler. Ancak inek sütünün ilk yaş içinde mecbur kalınmadıkça verilmemeli mesajını hatırlayarak ekonomik açıdan sorunsuz ailelerin bebeklerine bu dönemde muhallebi yerine ayına uygun formül süt verilmesi daha doğrudur. 
  Sağlıklı çocuk beslenmesinde ideal olan ilk 6 ay içinde süt ve süt ürünleri dışındaki gıdaların bebeklere verilmemesidir. Süt dişlerinin 6. aydan itibaren çıktığını hatırlayacak olursak mantıken bebeklerin 6 ay öncesinde katı gıdalara hazır olmadıklarını düşünmemiz gerekir.
  Altıncı ayını doldurmuş ve anne sütü almakta olan bebeklerde artık karışık beslenmeye geçmek gerekir.”Weaning“ diye adlandırılan bu dönemin anlamı bebeği anne sütü olmadan beslenmeye adapte etmek, alıştırmaktır. Bu döneme ne zaman geçilmeli sorusu hep tartışılmıştır. En geçerli olanı bebeğin destekli oturur ve baş-boyun hareketlerini kontrol edecek nöromüsküler gelişimi gösterdiği zamandır. Buda 5-6. ay civarında gerçekleşir.Bu geçişi geciktirmemek gerekir çünkü tek başına anne sütü altıncı ay sonrası büyüme gelişme açısından yetersiz kalacaktır. Bu demek değildir ki anne sütünü altıncı ayda hemen keselim. Aksine sütü yeterli olan annelerin bebekleri günde 1-2 kez emzirilmeli, hatta ekonomik durumu iyi olmayan aileler ile soy geçmişinde yoğun atopisi bulunan ailelerin bebekleri en az bir yaş sonuna kadar emzirilmelidir.
Altıncı aydan itibaren çocuğun günlük beslenme programı kahvaltı, öğle, akşamüzeri ve akşam olmak üzere 4–5 öğünden oluşmalıdır. 
Başlangıçta sabah erken saatte anne sütü veya formül süt gibi bir öğünün bulunabileceği bu program 9. aydan sonra 4 öğün olarak sabitleşmeye başlar. Beslenme programının sağlıklı olabilmesi için çocuğun özellikle yatış ve kalkış saatlerinin düzenli olması gerekir. Güne erken başlayan ve akşam erken uyuyan bebeğin beslenmesinde genelde pek sorun yaşanmaz.
Verilecek yeni gıdalar ve oluşturulacak öğünlerde çocuğun damak tadının bizlerden farklı olabileceği ve annenin önerilenleri yedirebilmesi için değişik sunumları ve kombinasyonları denemesi gerekebileceği annelere anlatılmalıdır. Örneğin sabah peynirini yemeyen veya bu çocuk beyaz peyniri yemiyor diyen anneye beyaz peynir yerine taze bir kaşar peynirini öğle öğünündeki çorbasına rendeleyerek karıştırabileceğini hatırlatmak gerekir. Çocukların yemek yeme hızlarının erişkinlerle bir olmadığı ve çocuklara öğünlerde süre olarak 30-35dk tanınması gerektiğini ve iyi yemediği öğünlerden sonra gelecek öğüne kadar özellikle onun için daha kolay ve cazip olabilecek ürünleri ara öğün olarak verilmemesi gereği annelere anlatılmalıdır. Bebekleri matematik kuralları gibi tek bir şablona uydurarak beslemek doğru değildir. Beslenme programları mutlak annenin günlük çalışma ritmi ve bebeğin günlük yaşantısı ve de bebeğin damak tadı konusundaki ayrıntılara dikkat ederek hazırlanmalıdır. 
Bebeğin alacağı miktarları anne değil hekim ayarlamalı ve denetlemelidir. Annelerin bebekleri ne kadar çok yerse genelde o kadar mutlu olduklarını ve bunların sonucu özellikle ekonomik sorunu olmayan aile çocuklarında obezite trendinin giderek yükselmekte olduğunu unutmayalım.
  Bebeğin veya çocuğun beslenme programı yapılırken mutlak soy geçmişinin iyi değerlendirilip aile ağaçlarında özellikle hipertansiyon, stroke, koroner kalp hastalığı ve diyabet gibi hastalıklar var ise bebeğin menüsüne özellikle dikkat etmeli ve aileyi ileriye yönelik bu hastalıklara aday olmasına katkıda bulunacak gıdalardan uzak durması gereği anlatılmalıdır. 
Örneğin hipertansiyonun egemen olduğu bir ailenin bebeğine tuzdan olabildiğince fakir gıdalar önerilmeli ve çocukta tuzlu gıdalara karşı damak tadı geliştirmemeye çalışılmalıdır. Bu mesaj çocuğun hastaymış gibi katı bir tuzsuz diyet yapması şeklinde algılanmamalıdır. Örneğin yumurta önerildiği zaman anneye yumurtayı üzerine tuz ekerek verip onun damak tadını bu şekilde alıştırmayın gibi önerilerde bulunmak gerekir. Yine ailesinde hiperlipidemi bulunan çocuklara 24 aydan sonra özellikle doymuş yağlardan ve kolesterolden zengin gıdalar olabildiğince kısıtlanmalı, çocukların oluşan damak tatlarında bunlara dikkat edilmesi gereği ailelere anlatılmalıdır. Genel olarak baktığımızda doymuş yağlardan, kolesterolden ve tuzdan zengin gıdalar genelde çocuklarca tercih edilen gıdalardır. Bunların ailelerinde risk taşımayan çocuklarda bile dikkatli tüketilmesi gerekir. Kraker ve bisküviler, cipsler, gofret ve çikolatalar ve diğer fast food çeşitleri bu tür ürünlerdir. Batıda junk food ve fast food olarak adlandırılan bu ürünlere damak tadı oluşturan çocuk daha sağlıklı diğer gıdaları almaya yanaşmamakta ve bu çocuklar iştahsız olarak tanımlanarak hekim karşısına getirilmektedir.
Bu arada belirtilmesi gereken diğer önemli bir noktada karaciğer dışında tüm sakatatların çocuk beslenmesinde yeri olmadığıdır. Özellikle ebeveynlerin sıkça akıllarına getirdikleri beyin çok yüksek yağ içeriği ve bazı virüsleri taşıma olasılığı nedeni ile kesinlikle yedirilmemelidir. 
Bu öneriler sonrası 6. ayını bitirmiş bebeğin beslenmesine dönecek olursak; 6 aydır anne sütü ve diğer süt ürünleri ile beslenmekte olan bebek teker teker başla ve azdan çoğa doğru artır kuralı ile birçok ürünü alabileceği bir döneme girmiştir. Bebek artık sebze çorbaları, zenginleştirilmiş çorbalar, yağsız etler, ekmek, bisküvi ve yumurtadan yararlanabileceği bir dönemdedir.Protein kaynakları çoğalmaktadır. Altıncı ay sonrası pankreatik amilazında daha efektif olması nedeni ile kompleks karbonhidratlardan yararlanabilir. Bu döneme kadar enerjisinin yaklaşık %50’si yağlardan gelirken karışık beslenme içinde yağ oranı azalırken karbonhidrattan gelen enerji çoğalmaya başlar ve 1 yaşını tamamlayan çocuğun günlük enerjisinin % 50 si karbonhidrattan, %30’u yağlardan ve %20’de proteinlerden oluşur. Yağların dağılımı açısından doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağ asitlerini %30’luk yağ içinde %10’luk oranlarda bulunması en idealidir ve bunların kaynakları açısından ebeveyn veya anne bilgilendirilmelidir.
Sabah erken anne sütü veya süt (ideali mama) verilen bebek bunu takip eden öğünde süt veya mama içinde az yağlı az tuzlu beyaz peynir (max 30 g) el ayası kadar beklemiş ekmek içi veya eşdeğer bisküvi, sofra şekeri veya reçel veya siyah üzüm pekmezi ilave edilmiş bir kahvaltı alabilir. Bebeğin isteğine göre yanında meyve püresi de sunulabilir. Çocuğun ay olarak yaşı arttıkça ekmek veya bisküvi arttırılabilir ve 7-8. aydan itibaren kahvaltıya katı pişmiş yumurta sarısı eklenmelidir. Sağlıklı çocuk beslenmesinde kahvaltıda çayın yeri yoktur. Dokuzuncu aydan sonra kahvaltı erişkin kahvaltı masasında yapılmalıdır. Sabah erken süt öğünü bu dönemle birlikte kalkabilir. Kahvaltı artık bulamaç şeklinde verilmemelidir. Küçük parçacıklara ayrılan ekmek içi yağ ve reçel sürülerek verilebilir. Keza peynir aynı şekilde denenmelidir. Yumurta ayrı olarak beyazı ile birlikte verilmelidir ve değişik sunumlar ile yedirilebilir. Tuzun egemen olduğu damak tadından kaçınılmalıdır.
  Altıncı aydan itibaren yine sebzelerin egemen olduğu ancak pirinçle başlayarak ve şehriye ve tarhana ile dönüşümlü olacak şekilde tahıl ve yağın ilave edildiği sebze çorbaları verilmelidir. Sebzeler pişirilerek ve püre şeklinde 5. ay içinde de verilebilir. Yağ olarak bitkisel yağlar tercih edilmeli ancak çocuk yeterince hayvansal yağdan zengin et, süt ve yumurta almıyor ise tereyağı da kullanılabilir. Bunun dışında hiçbir katı yağ kullanılmamalıdır. İdeal öğün öğle civarıdır. Sebze çorbası içine ekmek içi ufalanabilir. Yedinci aydan itibaren tahıllı sebze çorbası etlerle zenginleştirilmelidir. Kemik veya et suyunun yağ katkısı dışında bilimsel bir üstünlüğü yoktur. Bu nedenle çocuk etin kendisini tüketmeli ve bu miktar yavaş yavaş arttırılarak 30 g güne çıkılmalıdır. Etler yağsız dana, tavuk ve balık eti olabilir ve birlikte pişirilmelidir. 
  Dokuzuncu aydan itibaren mercimek çorbası, diğer baklagiller ve çocuğun alabileceği kıvamda mutfağımızın diğer ürünleri dönüşümlü olarak öğle veya akşam menülerinde yer alabilir. Bu değişiklikler içinde önerilebilecekler sebze, et ve tahılın veya sadece etle sebzenin bir arada olduğu yemeklerdir. Örneğin dolmalar, örneğin et içeren çocuğun damak tadına uygun etli sebze yemekleri veya baklagiller gibi. Yaş ilerledikçe ve porsiyonlar yoğunlaştıkça çocuğun aynı erişkinler gibi yanında ayran, yoğurt, meyve suyu veya salata isteyebileceklerini unutmamak ve çocuğa kuru kuru yedirmek için ısrarcı olmamak gerekir. Dokuzuncu ay pürtüklü gıdalara alışmış olacağı, bir yaş ise kendi kendine yemesine müsaade edileceği dönemdir. Annenin bir yaşını dolduran bir bebeğine etrafı kirletmesi vs.ye göz yumup ona bu yönde destek olması gerekir.
Akşamüstü genelde meyveli yoğurt veya meyveli sütlerin tercih edileceği hafif bir öğün olmalıdır. Burada da yine yoğurtun altını bir kez daha çizmek gerekir. Özellikle öğle öğününde yoğurt almayanlar veya sütten çok hoşlanmayan çocukların yoğurttan yararlandırılmaları şarttır. Yoğurt kaymaksız olmalıdır. Meyvelerin temizliğine dikkat etmeli ve yazın daha çok şeftali, armut ve üzüm tercih edilirken kışın elma, portakal-mandalina ve muz tercih edilmelidir. Ailelerin muza karşı inanılmaz bir sempatisi vardır. Aslında pahalı bir meyve olan muzun diğer meyveler belirgin bir üstünlüğü olmadığı ebeveyne anlatılmalı ve bütçelerini ille de muz için zorlamalarının gereksiz olduğu belirtilmelidir.
Yatmadan önce verilebilecek en ideal ürün formüle veya 12 ay sonrası inek sütüdür. Süt pirinç unu kullanılarak hafif koyulaştırılabilir. Süt veriliyor ise özellikle uyku öncesi sütün şekersiz olmasına ağız ve diş sağlığı açısından dikkat etmek gerekir. İki ayını aşmış çocuklara gece yarısı uyku arasında bir şey vermeye gerek yoktur. Bu özellikle acıkıp erken uyanarak güne erken başlaması açısından da önemlidir.
İklim koşularının da çocuğun iştahına etkili olabileceğini unutmamak gerekir. Özellikle sıcak ortamlarda çocuklar daha çok serin ve ılık sıvılara yönelirler. Buna dikkat ederek beslenme programı ayarlanmalı çocukların öncelikle sıvı ihtiyaçları giderildikten sonra beslenmeleri önerilmelidir.
  Bir yaşını doldurmuş çocuk kesin olarak aile sofrasındaki yerini almalıdır. Çocuğun erişkin hızında yemek yiyemeyeceği unutulmamalı ve buna sabır gösterilmelidir. 
Öğünlerdeki porsiyonların bitirilmesi için ısrarcı olunmamalıdır. Çocuk yemek istemiyor ise yemeyecektir. Bu nedenle çocuğa asla bağır mamalı veya yemesi için fiske bile vurulmamalıdır. Israrcı olan anneler ile çocuk arasında psikolojik bir çatışma kaçınılmazdır. İş bu noktaya geldiğinde hem anne, hem de çocuk için yemek saatleri bir kabusa dönüşecek ve çocuklar aşırı ısrarcı anneye öğürerek ve/veya kusarak karşılık vereceklerdir. Annelerin yemiyor, zorlayınca da kusuyor diye çocuk hekimlerine başvurmaları sıkça karşılaşılan bir durumdur. Anneye kızarak, döverek bu savaşı kazanamayacağı, ısrarcı olunmadan gelecek öğüne kadar su dışında bir gıdanın çocuğa verilmemesi gerektiği anlatılmalıdır. Daha çok ve daha kolay yesin diye çocuğun oyun alanı veya televizyon önü yemek masası niyetine kullanılmamalıdır. Tabak-kaşık ile çocuğun arkasında dolaşarak ona yemek yedirilmemelidir. Özellikle oyun çağı döneminde pek çok anne bu yanlışı yapmaktadır.
Gerek oyun çağı gerekse de okul çağında artık evden dışarı çıkmaya başlayan çocuklar dışarıda değişik ambalajlar içinde sunularak onları cezbeden sağlık açısından hiç de yararlı olmayan ürünlerle tanışacaktır. Damak tadı açısından onları cezp edecek bu ürünler genelde doymuş yağlar, şeker ve tuzdan zengindir. Her türlü kraker, bisküvi, cips, şeker, çikolata, şekerli sakız, hamburger ve pizza, kolalı içecekler sağlıklı beslenme açısından sakıncalı yiyeceklerdendir. Özellikle kentsel yerleşimli çocukların bunlarla tanışmaması olanaksızdır. Bu nedenle onlarla kavga etmeden çocuğun yaşına göre davranarak bu tür ürünlerden onları uzak tutmaya çalışmak gerekir. Bu uyarıların uygulanabilmesi için ailenin mutfak düzeni önemlidir. Yani ailenin mutfağında yukarıda saydıklarımız yer almamalıdır. Aksi takdirde çocuk bu gıdalarla erkenden tanışacaktır ki buda doğru değildir.
Okula giden çocuklar ve adelosanlar sağlıklı beslenme konusunda ebeveynleri ve doktoru tarafından eğitilmeli ve bilinçlendirilmelidir. Genelde okul tabldotu yerine kantinden yemek onları cezp etse de sağlıklı beslenme açısından doğru olan anlatılmalıdır. Kantinden yemekte ısrar eden çocuğa örneğin yüksek oranda doymuş yağ içeren hamburger veya köfte yerine peynirli sandviçin daha sağlıklı olacağı, kola yerine ayran veya taze sıkılmış meyve suyunu tercih etmesinin daha doğru olacağını anlatmakta kesinlikle yarar vardır. 
Çocukların sağlıklı beslenebilmesi için ebeveynin, özellikle annenin ve anlayabileceği yaşa ulaştığında çocuğun eğitilmesi gerekir. Bunu yapması gerekenlerden biride çocuğu izleyen çocuk hekimidir. Unutmamak gerekir ki sağlıklı beslenmiş bir çocuğun başta immün sistemi olmak üzere birçok sistemi sağlıklı gelişecek, çocuğun santral sinir sistemi gelişimi iyi olduğu takdirde gerek kognigtiv gelişimi gerekse de entelektüel performansı ve I.Q. su daha üst düzeyde oluşacaktır. Bütün bunlar onun beden ve ruh sağlığını etkileyerek toplum içine daha başarılı ve mutlu bir birey olarak katılmasına katkıda bulunacaktır.
  Sağlıklı bebek ve çocukların beslenmesinde vitamin ve mineral desteği nasıl olmalıdır?
Zamanında doğmuş, sağlıklı yeni doğana hastaneden ayrılmadan 1 mg K vitamini uygulaması rutine girmiştir. 
  Ayrıca eve gönderilen bebeğe taburcu edilirken annenin Ca ve D vitamini deposunu göz önüne alarak ve de bebeğin kış bebeği veya yaz bebeği oluşuna, yaşadığı yörenin iklim koşullarına dikkat ederek günde 400-800 Ü D vitamini mutlak başlanmalıdır ve bu destek 24. aya kadar sürdürülmelidir.
4-6 ay arası bebeklere mutlak demir desteği başlanmalıdır. Burada da bebeğin beslenmesinde kullanılan ürünler ve annenin olası demir depoları dikkate alınarak hareket edilmelidir. Örneğin primipar bir bebek tek başına anne sütü alıyor ve anne sağlıklı ise demir desteği 6. ayda başlanmalıdır. Ancak multiparitelerde ve beslenmesi sağlıklı olmayan annelerin bebeklerinde bebek anne sütü alıyor olsa dahi demir başlangıcını 4. aya çekmek daha doğrudur.
Anne sütü almamış ancak demir içeren bir formüle ile beslenen bebeklere de ilk 6 ayda demir desteği gerekmez. 
Altıncı aydan sonrada yine inek sütü yerine demir katkılı devam formulası alıyor ise bu bebeklere de demir verilmeyebilir. 
Karışık beslenen ve demirden zengin diye bilinen gıdalar tüketilse bile altıncı ayına gelmiş bebeklere demir desteği verilmelidir. Doz 1- 2 mg/kg/gün dür ve 15. ay bitene dek sürdürülmelidir. Bölünmüş dozlarda ve C vitamini desteği altında kullanmak emilimi arttıracağından daha doğru olur. Sağlıklı bebeklere rutinde folik asit desteği yapmaya gerek yoktur. 
Altıncı ayını bitirmiş bir bebeğe kullanılan içme suyundaki fluor miktarı yeterli değil ise fluor desteği gereklidir. Bebeğin yaşadığı yörede kullandığı içme suyu fluoruna bakarak doza karar vermemiz gerekir. Bebek 3 yaşına gelince mutlak diş fırçalama eğitimi verilmeli çocuk bu eğitimi kavrıyor ve sürdüyor ise fluorlu diş macunu kullanılacağından oral destek kesilmelidir. Ancak çocukların lokal uygulamaya yani diş fırçalama disiplinine tam adaptasyonu 5-6 yaş civarında olacağını düşünürsek bu yaşlara kadar oral fluor desteğinde yarar vardır. Diş fırçalama disiplini tam yerleşmemiş olanlarda ise oral yolla fluor desteği içme suyu fluor miktarlarına bağlı olarak 13 yaşına kadar sürdürülmesi önerilmektedir.
Sağlıklı beslenen çocuklara B kompleks vitaminleri desteği gerekli değildir. Sağlıklı beslenen bir çocuğa ilave B vitaminleri vermek bu amaçla harcanan paranın idrar yolu ile tuvalete gitmesinden başka bir şey değildir.
A vitamini immün sisteme desteği açısından önemli olup D vitamini ile birlikte verilmelidir. Anne sütünden yararlanmayı bırakan bebeklere günde 1000-1500 Ü ile destek olunmasında yarar vardır. 
Ülkemiz çocuklarına sağlıklı beslenme disiplini içinde C vitamini desteğine gerek yoktur. 
Yine çinko ve selenyum gibi antioksidan özellikleri bilinen minerallerin ve bakırın sağlıklı beslenen çocuk da destek olarak verilmesine gerek yoktur. Ancak ülkemiz çocuklarında çinko eksikliğinin sıkça görüldüğünü hatırlatmakta yarar vardır. Özellikle çinkodan fakir diyetle beslendiğini saptadığınız çocukların, iştahsız, yeterli kilo alamayan ve sık enfeksiyon geçiren çocukların diyetine çinkodan zengin ürünleri ilave etmek veya çinko desteği vermek gerekir. 
Kemik ve diş yapısının esasını oluşturan kalsiyum organizma için son derece önemlidir. Süt ve süt ürünlerinde, yumurtada, yeşil yapraklı sebzelerde bolca bulunan kalsiyum ihtiyacı süt çocuğunda 60 mg/kg/g, oyun çocuğunda 800 mg/g, püberte ve adelosanda 1200 mg / gün dür. 
   Sağlıklı beslenme disiplini içinde çocuklara ilave kalsiyum desteği gerekmez. Ancak ülkemiz süt çocuklarında görülen raşitik (D vitamini eksikliği) olguların çoğunda D vitamini yetersizliğinden çok kalsiyum eksikliğinin olduğu görülmüştür. Bunun nedeni kanımca erkenden ek gıdalara geçilerek bir yaş öncesinde süt ve süt ürünleri tüketimini azalması ve böylece yetersiz kalsiyum alımıdır. Ayrıca inek sütünde Ca/P oranının 1.3 gibi düşük olması ve ortamda yeterince laktoz olmaması da bu eksikliği pekiştiren diğer faktörlerdir. Amerikan Pediatri Akademisi 6 ay sonrası kullanılacak devam formulalarına kalsiyum ilavesi önermektedir.
Ayrıca pubertal veya adelosan çağda giderek yerleşen fast food ve junk food alışkanlıkları kalsiyum alımını azalttığı için bu dönemde hipokalsemilerin görülebileceği ve iskelet sisteminin bundan olumsuz etkilenebileceği gerçeğini de unutmamak gerekir.
Sağlıklı beslenen bir çocuğa dışarıdan fosfor, magnezyum ve manganez gibi minerallerin ilavesine gerek yoktur.
İyot özellikle santral sinir sistemi gelişimi için çok önemli bir mineraldir. Eksikliği ülkemizde endemik olarak karşımıza çıkmakta ve kliniğe guatr ile yansımaktadır. Bu temel ihtiyaç tuzlara iyot eklenerek sağlanmaktadır. Bir sağlık politikası olarak tüm yaşlarda iyotlu tuz kullanılması konusunda aileler bilgilendirilmelidir.

 

Son güncellenme tarihi:2017-03-02

Son Eklenen Makaleler